
Bu elbise tam 444 adet elektronik devreler ihtiva eden plaketten yapılmış. Gün boyu güneş ışığı ile şarj olan elbise, geceleyin ise değişik renk ve şekillerde ışımaya başlıyor. Üstelik bu ışık oyunları bir bilgisayarla değiştiriliyor.
Geçebileceğiniz şekilde açılabilen otomatik kapılar..Yatay çubukların uçlarında bulunan sensörler sayesinde çubuklar geçeceğiniz kadar açılıp, ısı yalıtımında yüksek başarı sağlıyorlar.
Dünyada ve Türkiye'de bir ilk.. Fotoselli Taharet Musluğu!
Yeni çıkacak bu yüzükler sayesinde, doğum günlerini, evlilik yıldönümlerini unutmayacaksınız. Son 24 saat içinde her saat, parmağınızı 10 saniye boyunca 1.20 dereceye kadar ısıtıyor. 
Fazla bir kişinin olamamasına rağmen güzel bir toplantı idi, konuştuk, güldük hep beraber eğlendik.Umuyorum ki tekrar böyle hep birlikte bir araya geliriz.herkese teşekkürler...
Mümin ERAKBAŞ blog.erakbas.com
Mustafa TÜRKSAVAŞ mustafaturksavas.com
Suphi Özgür CANKURT ozgurcankurt.org
Erhan YERLİ erhanyrl.blogcu.com
Deniz GÜR biblok.com
Cihan ÇAVUŞOĞLU muhibbiler.com
Yusuf GÜZEL cos90.com
Barış AKBALI kalemkurusu.com
Talat Aydın ŞEN mecaziyasam.com

Uzun zamandır sinemaya gitmiyordum.Yurttan çok sevdiğim abicim Erdal abimle Forum Bornova ya giteye karar verdik.Ne yapsak derken sinema aklıma geldi ve ''Kehanet'' e 2 bilet hemen
. Neyse uzun lafın kısası açıkçası Kehanet filmi çok farklı bir sinema filmi olmuş. Çok yönlü tarafları var ve izlerken korkuyu, gerilimi, aksiyonu, bilim kurguyu iç içe yaşıyorsunuz. Kehanet filminin konusu özet olarak 50 yıl önce bir kızın gelece mesaj kampanyasında resim çizmek yerine karmaşık sayılar ile geleceği söylemesi anlatılıyor bir anlamda. 50 yıl sonra bu kağıdı oğlu bulan bir profesör rastlantı sonucu sayıların aslında gelecekte olacak tüm global kazaları söylediğini fark ediyor ve geriye sadece 3 büyük kaza kalıyor.
Kehanet filmi gerçekten efekleri ile sinema da gidip görülmesi gereken bir film. Türkiye'de korsan CD moda olduğunu biliyorum ama inanın bu film öyle kamera ie çekip kopyalanmış bir CD'den izlenerek heba edilecek bir film değil. Kaza sahnelerini görünce zaten çok daha iyi anlayacaksınız. Senaryo olarakta gerçekten çok sürükleyici tabi sonunu beyenmeyeceksiniz. İyi Seyirler...

Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.
.
.

Bergen'in bir şarkısı var...
Sevgiyi, muhabbeti, dostluğu, vefayı anlatan bir şarkı...
Eski şarkılarla ne güzel anlatılmış duygular...
Dinledikçe yüreğiniz kabarır, anılarınız tazelenir, iç geçirirsiniz yaşananlara...
Hele içinizde bir sevda yaşamışsa bir zamanlar, daha çok etkilenirsiniz...
Yarı yolda kalmışlığınız, satılmışlığınız, aldatılmışlığınız, ihanete uğramışlığınız varsa, daha çok vurulursunuz...
Arkadaşın, dostun, sevgilinin vefasızlığı anlatılır şarkıda...
Pişman oluşlar da vardır satırlarda...
Ancak asıl önemlisi, her yaşanmış şeye rağmen, yine de yüreğinin derinliklerine gömebilme gerçeği vardır kelimelerin içinde...
Ölünce, yitip gidince dost; insan (affınıza sığınarak, tam tabirle) eşekten düşmüş gibi olur...
Bir başınıza kalmış hissi dolar yüreğinize...
Yaşamanız anlamını yitirir sanki...
Soluk alış-verişleriniz bile önemsizleşir...
Ve hatta ölmek istersiniz ama ölemezsiniz...
Yüreğiniz burkulur dostun gidişinden...
Acırsınız kendinize ve yalnızlığınıza... Lâkin alışmak zorunda olduğunuzu da bilirsiniz...
Alışırsınız...
Çünkü bilirsiniz ki; dostluklarda ihanet ölmekle eş değerdir...
Gözyaşı dökersiniz... Dizlerinizi döversiniz...
Ama ihaneti, vefasızlığı ve kadirbilmezliği cezalandırırsınız yüreğinizde... Siz de ceza çekersiniz...
Yaşamayı haram sayacak kadar ağır bir ceza da olsa bu; katlanırsınız...
İşte o şarkı;
BULAMAZSIN
Ellere kanıp da gitme sevgilim,
Hayat bu, gün gelir harcarlar seni.
Bir de saçlarına karlar yağınca,
Eskimiş şal gibi atarlar seni.
Eğer gideceksen, mani olamam,
Düşersen sonunda yine bul beni.
Vefasız kullardan, vefa bekleme,
Kıymetsiz bir pula satarlar seni.
Bulamazsın, bulamazsın, benim gibi seveni,
Bulamazsın, bulamazsın, seni mutlu edeni.
Bulamazsın, bulamazsın, benim gibi seveni,
Bulamazsın, bulamazsın, senin için öleni.
Sevgilim dünyanın kanunu böyle,
Sevip mutlu olan var mıdır söyle,
Seni benim gibi kimse anlamaz,
Mutlu olamazsın başka biriyle.
Eğer gideceksen, mani olamam,
Düşersen sonunda yine bul beni.
Vefasız kullardan, vefa bekleme,
Kıymetsiz bir pula satarlar seni.
Bulamazsın, bulamazsın, benim gibi seveni,
Bulamazsın, bulamazsın, seni mutlu edeni.
Bulamazsın, bulamazsın, benim gibi seveni,
Bulamazsın, bulamazsın, senin için öleni.
.


Uzaktan bakıldığında yeşil bir yamaca sırtını dayamış, zeytin ve şeftali ağaçlarıyla çevrili, heybetle dikilen evleri, beyaz duvarları, taş sokakları ve güzel insanlarıyla eski adı ''Çirkince'' ye hiç de yakışmayan küçücük ve güzel bir köy Şirince.Şirince hafta sonları kalabalık bir pazaryerini andırıyor.
Eski bir Rum yerleşimi olan Çirkince'nin adı, yöredeki derebeyi tarafından azat edilen reayanın uydurduğu bir söylenceden geliyormuş.Özgürlüklerine kavuşan köylüler yerleşmek için kendilerine bir yer seçtiklerinde, derebeyi 'Kuracağınız köyün yeri nasıl' diye sormuş, onlarda herhalde başkaları gelip yerleşmesin diye -''Çirkince'' karşılığını vermişler.Oysa buranın havası öylesine serin, toprağı bereketli, dağ yamaçlarında inen suları öylesine dinlendirici ki ''Çirkince'' adının gerçekte ''Kırkınca'' dan türemiş olması bana daha akla yakın geliyor.
Gezilecek yerleri ise Şirince oldukça küçük bir köy olduğundan bir ucundan diğerine 15 dk da yürümek mümkün.Geçen zaman içinde köyün turistik potansiyelinin önem kazanması , yöreye ait mimarinin korunarak işletmelere dönüştürülmesine sebep olmuş.Ancak bu durum bile köydeki kiliselerden birinin bahçesinin kafeteryaya dönüştürülmesine engel olamamış.Köyün genel havası da adı gibi şirin.Dağların kucak açtığı bembeyaz evleri ve köyü çevreleyen yemyeşil bir doğası var Şirince'nin .
Şirince'nin bir özelliği de ev yapımı şarapları.Köydeki şaraphaneleri gezip köyden dönerken satın alabilirsiniz.
Şirince ye ulasın ise İzmir'in Selçuk ilçesine 8 km uzaklıkta.Selçuk'tan İzmir yönüne doğru giderken sağda Şirince ayrımı vardır.Meyve ağaçları arasından kıvrılarak yukarı doğru tırmanan asfalt yol sizi Şirince'ye ulaştırır.Eğer Özel araçla gelmiyorsanız, İzmir'den otobusle Selçuk'a gelebilir; Selçuk'tan Şirince'ye saat başı kalkan minibüslere binerek köye ulaşabilirsiniz.
''Franklin ağlamakta olan çocuga bir elma vermiş. Çocuk çok sevinmiş. Bir elma daha vermiş. Çocuk daha çok sevinmiş. Bir elma daha verince çocuk sevinçten deliye dönmüş. Ve bir elma daha verince çocuk dört elmayı elinde tutamayıp sonuncu elmayı yere düşürmüş. Bu sefer tekrar ağlamaya başlamış.''
Hayat böyledir işte.Hayal etmediğiniz bir saadete eriştikten sonra onun tek lokmasını dahi bizi perişan eder.
Bernard Shaw der ki: '' Keyifler değildir hayatı değerli yapan, hayattır keyif almayı değerli kılan...''
Shakespeare kıvamında bir Afrikalı tarafından yazılmış…
* * * * * * * *
Sevgili beyaz adam, bilmen gereken birtakım şeyler var:
Doğarım, siyahım
Büyürüm, siyahım
Güneşlenirim, siyahım
Üşürüm, siyahım
Korkarım, siyahım
Hastalanırım, siyahım
Ve ölürüm, hala siyahım
* * * * * * * *
Ve sen Beyaz Adam,
Doğarsın, pembesin
Büyürsün, beyazsın
Güneşlenirsin, kızarırsın
Korkarsın, sararırsın
Hastalanırsın, renkten renge girersin
Ve ölürsün, grisin,
Hala bana renkli dersin…
« Önceki ::